Bilgeligin karsisinda tek disi kalmis etik...
Etik bir insanin kendini diger insanlardan baskalastirmasinin, soyutlamasinin en onemli sebebidir cunku gorecelidir. Ben oyle dusunuyorum. Bu argumani yapmadan once etikle ilgili herkesin bilmesi gereken bazi bilgileri paylasmak gerek.
Yunanca Ethos kelimesinden tureyen etik sozcugu dilimizde yanlis bir sekilde kulllanilir cogu zaman. Etigi ahlakla karistiririz. Etik insani degerlere dayanirken ahlak toplumsal degerlere dayanir.
Dusunurlere gore etik degerlerin bir referans sistemi vardir bunlar:
• Dogadaki duzene uygunluk
• Belirlenmis ya da konulmus ve uzerinde konsensus saglanmis normlara uygunluk
• Tarihsel, olgusal, eylemsel ve somut insan gercekligine uygunluk
Yani kisacasi eger bu uc referansa uygunsa davranisiniz etiksiniz ve ahlaklisiniz. Esasinda ahlak iyiye bagli amac edinmekdir ve bunu toplumsal cikarlar gozeterek iyiye baglamak insani ahlakli yapar. Yani sizin icin iyi olan sey ahlaksal anlamda iyi olmayabilir. Bir de her ahlakli olan sey etik midir? Degildir! Mesela evlilik disi sevisen kadin ahlaksizdir. Karilik gorevi oldugu gerekcesiyle sevmedigi esiyle sevisen kadin evli oldugu icin ahlaklidir ama bu etik degildir (Kant’a goreyse bu hem etik hem ahlaklidir) cunku insani degerlere gore sevmedigin bir adamla nasil sevisebilirsin sorunsali ortaya cikar..
Isi biraz daha komplike bir hale getirdigimizde Kantci Ahlak felsefesiyle karsilasiriz. Ona gore ‘Ahlakli’ olan sey, iyi olan seyi hangi sebeplerle eyleme doktugunuzle ilintilidir. Yani birine yardim ettiniz ve bu iyi bir sey ama bunun ayni anda ahlakli olabilmesi o kisiye neden yardim ettiginize bagli. Acimaksa bu kisisel tatmindir, eger ‘insanlara yardim etmek iyidir’ bilinciyle hareket ettiyseniz, eyleminiz ahlaklidir.
David Hume , Shaftesbury gibi dusunurler insanlarda ahlak duygusunun ‘ahlak duyusu’ adini verdikleri ozel bir duygu ile ortaya ciktigini iddia etmistir. Kant bunu siddetli bir sekilde elestirmisdir cunku onun inandigi ahlak anlayisinda mutluluk istenci hice sayilmalidir. Eger insanlarin ahlak duyusu var ise bu onlarin mutluluk istenciyle ortusur ve sonuc olarak ahlak duygusu deneysel bir nitelik kazanir. Halbuki Kant’a gore ahlak evrensel bir nitelikdir ve deneyimsenemez. Insanlarin mutluluk ilkesiyle her zaman ortusemez. Insanlarin mutluluk istenciyle ortusen hic bir davranis her ne kadar iyi olursa olsun kisiye ahlakli sifatini kazandiramaz. Bu kosullarda kisi erdem sahibi degildir. Kisi eger iyi bir eylemi evrensel ahlak anlayisi icerisinde gerceklestirirse erdem sahibidir yani ahlaklidir.
Bizler etik olan nedir diye sorarken bir de etik olmayan olarak kabul edilenlerin otekilestirme durumunu da goz onunde bulundurmaliyiz. Bu siyasi bir ideoloji gibidir. Oteki sozcugune baktigimizda aslinda baska birinden degil baskalastirilmis birinden bahsetmekteyiz. Mesela Kantci ahlak anlayisini benimsemis dusunurler Hume ve Shaftesbury gibi dusunurleri otekilestirmisdir. (Tabi gunumuzde otekilestirme bir asagilama ile eyleme dokulur cogu zaman)
Kendi ahlak anlayisinin disina cikanlari insanlar tarih boyunca otekilestirmisdir.
"Tarihte ötekileştirmenin (simgesel olarak) en iyi örneği, “Günah keçisi” örneğidir: Eski Ahit (Old Testament); Levililer, Bab-16; ayet-21-23: “Harun iki elini canlıergecin başı üzerine koyacak ve İsrailoğullarının bütün fesatlarını ve bütün günahlarını, bütün suçlarını onun üzerinde itiraf edecek; ve bunları ergeç (keçi)in başı üzerine koyacak ve hazırlanmış bir adamın eliyle onu çöle salıverecek ve ergeç onların bütün fesatlarını kendi üzerinde ıssız bir diyara taşıyacak ve ergeci çölde salıverecektir.” Bu örnekte görüldüğü gibi, “Ötekileştirme”, simgesel ve ritüelik olarak bir arınma ayini biçiminde uygulanmış. Kutsal sayılan metinlerde, bu tür arınma ayinleri, daha sonraları kurban ve adaklara dönüştürülmüştür.
Bir örnek de Hıristiyan ekininde karşımıza çıkar. Bu ekinde, bilindiği gibi, Hıristiyan dinine girmek için inisiye (tekris) olmak gerekmektedir. Hıristiyan inancını kabul eden bir kişi, bunu kendi kendine, özgür bir kararla yerine getiremez. Hıristiyanlık dinini seçen ve ona dahil olmak isteyen bir adayın; İsa’nın bedeni olarak kabul edilen “Kilise” (Eklasias’tan; inananların cemaati) tarafından onanması gerekmektedir. Hıristiyan dini, kurumsal bir dindir ve ona girmek Kilise kurumunun onayına bağlıdır. Bu nedenle de, Hıristiyan inancında ötekileştirme (Dışlama; İçinden atma), inisiasyonun tersi olan “Aforoz”dur. Aforoz edilen birey ya da gruplar Hıristiyan toplumundan dışlanır; ötekileştirilir. Aforozun inananlar topluluğunun arınmasına neden olduğuna inanılmış; aforoz edilen ise “Günah keçisi” olmuştur.
Bir başka örnek Anadolu Alevîliğinde görülür: İnanırlar cemaatinin “Cem”inde, yolun adap ve erkânına uymayanlar son çözümlemede “Yol Düşkünü” ilân edilir ve cemaatten dışlanır; ötekileştirilir. Ancak, Anadolu Alevîliği, “Düşkünler Ocağı” kurumunu oluşturarak, geri dönüş kapısını – belli bir rehabilitasyon eğitiminden sonra – açmayı bilmiştir.
Ötekileştirmenin tarihteki en büyük örneği, kuşkusuz Yahûdi Toplumu’nun başına gelmiştir. Ötekileştirilme, neredeyse Yahûdi Toplumunun yazgısı hâline gelmiştir. Önce Antik-Mısır’dan dışlanmış ve göçe zorlanmış; sonra ünlü Babil sürgünü; sonra İspanya’dan dışlanma; Rusya’dan dışlanma ve unutulmaz bir biçimde, ötekileştirme sürecinin son etabı olarak fırınlarda ve gaz odalarında “yok etme” biçiminde aydınlanmış Avrupa’da (!) yaşandı. Şimdilerde bile, dünyada herhangi bir ülkede ortaya bir kriz çıktığında, ilk aranan günah keçisi, Yahûdiler olmaktadır. O kadar ki, özellikle Batı toplumlarında Yahûdi düşmanlığı yapmayı (Anti Semitizm) yasaklayan yasalar çıkartılmak zorunda kalmıştır.”
Acikcasi neyin ahlakli neyin ahlaksiz oldugu beni pek ilgilendirmiyor. Bence burada onemli olan husus otekilesme, otekilestirme de degil. Ahlaki gereklilik olarak ele alirken insan ben bilincinin hice sayilmasi sorunsallastirilmali. Cogu zaman ahlakli olmak adina, ya da mantik cercevesinde yine toplumun betimledigi gurur ve on yargilarla, davranislarimizi kontrol altinda tutarak kendimize otekilesmiyor muyuz? Kant’in dedigi gibi evrensel bir ahlak anlayisi var ise bu evrensel ahlak anlayisinin normu nasil olur insanlikla ortusurde birey olarak insanin kendisiyle ortusmez? Bu soruyu sorarak ben soyle bir cikarim sagladim. Insanlarin evrensel ahlak anlayisi da diger hersey gibi simgeseldir ve gorecelidir. Goreceli olmasinin en buyuk sebebi insanin benlik bilincinin her diger kisininkiyle ortusmemesiyle ilintilidir. Eger bir simge yoruma acik ve her bilinc icin farkli bilgileri kisilere sunuyorsa evrensel ahlak anlayisi da kisiye ancak kendi bilincinin sindirebilecegi bilgileri sunmaktadir. Iste bu sebeple evrensel ahlak anlayisi gorecelidir ve deneyimseldir. Ahlak insanlari ortak bilincte doyurabilmeyi hedefliyor ve bu sebeple cogul katilim sart. O zaman benim tekil olarak bilincim nasil doyucak?
Eski insanlara yani ilk medeniyetlere baktigimizda bugun hala ana-erkil mi yoksa ata-erkil mi oldugunu tartisiyoruz. Bir toplumun ana-erkil ya da ata-erkil olmasi o toplumun ahlaka olan bakis acisini topyekun degistirir. O zaman biz bu evrensel ahlak anlayisinin pekala insanlarin kendi varolussal sorgulama ve betimlemeleriyle ortusmesiyle goreceli bir hal aldigini kabul etmek zorundayiz diye dusunuyorum.
Dusunsenize kendi iyilik ve kotuluk anlayisiniz cercevesinde hareket edememek ve eylemlerinizi belki de o cercevenin cok daha kucuk oldugu baska bir anlayisa gore uyarlamak insanin kendi varolussal ilerleyisinde ne gibi kisitlamalari dogurur? Kendi buyuk cercevenizin icine bir dagi, bir denizi, gunesi ve agaci sigdirabilmisken kucultulen cercevede gorebileceginiz ya sadece bir agacsa? Ahlak bir insani makro bakisdan bir anda mikroya yonlendiren bir hal almiyor mu o zaman? Boyle bir icselligi olan insan ya bunu kabul etmeli ya da kendini soyutlayip o buyuk cerceveden mi bakmali dunyaya? Evrensel ahlak anlayisinin goreceli olmadigini iddia etmek evrensel ahlak anlayisinin gnostisizmin karsisinda olmasini kabul etmektir. Ben ahlaksal anlayisi sorgulayamazsam bu benim ozgurlugumu hice sayar. Bu bir degerler sorunudur. Sokrates’e gore sorgulanmayan yasam yasamaya degmezdir. O halde ne yapmali insan? Kadim bilgelige nasil ulasir? Tum insanlardan kendini soyutlayarak mi? Nasil?